Çeviren: Scianus

FELSEFÎ ANARŞİZM son derece eski bir öğretidir. Hatta onun, yönetim fikri kadar eski olduğunu söylemek cazip gelebilir; ne var ki bunu kesin biçimde doğrulayacak açık kanıtlar elimizde mevcut değildir. Yine de iki bin yılı aşkın bir geçmişe sahip, yalnızca zorlayıcı iktidarın, cebrin ve bağlayıcı yasaların bulunmadığı bir toplum düzenini tasvir etmekle kalmayıp, böylesi bir toplumsal ilişki biçimini insanlığın ulaşması gereken ideal olarak gösteren metinlere sahibiz. Ovidius, anarşist ütopyayı son derece güzel ve şiirsel bir dille anlatır.

Dönüşümler

‘inin ilk kitabında, yasaların bulunmadığı altın çağı tasvir eder; öyle bir çağ ki, kimsenin zor kullanmasına ihtiyaç yoktur, zira herkes kendi iradesiyle sözünde durur ve doğru olanı yapar. Ceza korkusu yoktur; tunç levhalara kazınmış kanunlar bulunmaz; öç alacak bir hâkimin karşısında korkuyla bekleşen kalabalıklar görülmez. Yargıçlar olmaksızın herkes güven içinde yaşar. Romalı şairin tasavvuruyla modern felsefî anarşistlerin tasavvuru arasındaki tek fark, onun altın çağı insanlık tarihinin başlangıcına, onların ise sonuna yerleştirmeleridir.

Ne var ki bu düşüncelerin ilk mucidi Ovidius değildi. O, asırlardır yaşatılan fikirleri şiir diliyle yeniden dile getiriyordu. Alman toplum tarihçisi Georg Adler, 1899 yılında yayımladığı sosyalizm tarihine dair kapsamlı ve sağlam belgelere dayanan incelemesinde, Stoacı felsefenin kurucusu Zenon’un (MÖ 342-270) kesin olarak anarşist görüşlere sahip olduğunu göstermiştir.

1

İlk dönem Hristiyan münzevilerinin birçoğunda da güçlü anarşist eğilimlerin bulunduğuna şüphe yoktur; hatta ikinci yüzyılda yaşamış Karpokrates ile takipçilerinin siyasî ve dinî görüşlerinde bu eğilimler belirgin, belki de baskın bir yer tutmaktadır. Bu anlayış, Orta Çağ boyunca bazı köktenci Hristiyan mezhepleri arasında, hatta modern döneme kadar yaşamaya devam etmiştir.

Anarşizmin yorulmak bilmez tarihçisi Max Nettlau da aynı sahayı incelemiş ve Fransız Devrimi’nden önceki iki yüzyıl içinde kaleme alınmış, güçlü liberter görüşler taşıyan yahut açıkça anarşist nitelik gösteren birçok eseri sıralamıştır.

2

Bu dönemin en önemli Fransız eserleri arasında, yaklaşık 1550’de kaleme alınmasına rağmen ancak 1577’de yayımlanabilen Étienne de La Boétie’nin

Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev

‘i; Gabriel Foigny’nin 1676’da isimsiz olarak yayımlanan

Les aventures de Jacques Sadeur dans la découverte et le voyage de la Terre Australe

adlı eseri; Diderot’nun birkaç kısa denemesi; ayrıca Devrim’den hemen önceki yirmi yıl içinde yayımlanan Sylvain Maréchal’in şiirleri, fablları ve hikâyeleri sayılabilir. Aynı dönemde İngiltere’de de anarşist düşüncelerin izine rastlanır; tıpkı Fransa’da olduğu gibi burada da bu fikirler çoğunlukla yükselen burjuvazinin en radikal kanadının temsilcileri tarafından dile getirilmiştir. Nitekim Winstanley’nin bazı yazılarında anarşist görüşler açıkça görülür; ayrıca genç Burke’ün

Vindication of Natural Society

(1756) adlı eserinde, her ne kadar amacı hiciv yapmak olsa da, anarşi lehine son derece ustalıklı bir muhakeme geliştirdiği de iyi bilinmektedir.

Bununla birlikte, bu erken döneme ait bütün bu eserler ve daha niceleri, onları sonraki anarşist literatürden köklü biçimde ayıran iki temel özellikten en az birini taşırlar. Bunlar ya Foigny ile Maréchal’in eserlerinde olduğu gibi açıkça ütopyacı metinlerdir ya da bir hükümdarın yahut hükümetin yol açtığı somut bir haksızlığa karşı kaleme alınmış, belirli bir siyasî durumda daha geniş bir hareket serbestîsi elde etmeyi amaçlayan siyasî broşürlerdir. Çoğu zaman siyaset teorisine dair tartışmalara da yer verirler; ancak bunlar tali mahiyettedir ve eserin asıl gayesini teşkil etmez.

Sistematik bir öğreti olarak felsefî anarşizmin başlangıcı, genel kabul gören görüşe göre, İngiltere’de William Godwin’in 1793 yılında yayımlanan

Enquiry Concerning Political Justice

adlı eserine kadar götürülebilir. Godwin’in anarşizmi de, ondan hemen önce gelen düşünürlerin ve yaklaşık elli yıl sonra Proudhon’un geliştirdiği anarşizm de, küçük burjuvazinin en radikal kesiminin siyaset teorisini ifade eder. 1688 İngiliz Devrimi ile 1789 Fransız Devrimi’nde burjuvazi, daha önce siyasî iktidarı tekellerinde bulunduran taç ile aristokrasinin bu ayrıcalığını kırmıştı. Devrim sonrasındaki hükümetler, uzun süre toprak aristokrasisinin ve bürokrasinin, ki uzun müddet

noblesse de robe

niteliğini korumuştu, güçlü tesiri altında kalmaya devam ettiler. Bununla birlikte, giderek güçlenen …