Çeviren: Scianus
Not: Bu taslakta Bakunin’in doğum tarihi Rus Eski Takvimi’ne göre verilmiştir; Nettlau’nun eserinde de durum aynıdır. Bu metinde geçen Rus tarihlerinin hepsi açıkça Eski Takvime göredir; 19. yüzyılda bu takvim, günümüz takviminin her durumda 12 gün öncesine denk gelmekteydi.
MİHAİL ALEKSANDROVİÇ BAKUNİN
, 18 Mayıs 1814’te, Tver vilayetinin Novotorjok kazasında, Osuga Nehri kıyısındaki Pryamuhino malikânesinde dünyaya geldi. Büyükbabası Mihail Vasilyeviç Bakunin, II. Katerina devrinde devlet müşaviri ve Devlet Maliye Meclisi başkan yardımcısı olarak görev yapmış; 1779 yılında bu malikâneyi satın aldıktan sonra devlet hizmetinden çekilerek geniş ailesiyle birlikte burada yaşamaya başlamıştı. Onun üçüncü oğlu ve Mihail Bakunin’in babası olan Aleksandr ise, bilinmeyen sebeplerle dokuz yaşından itibaren İtalya’da yetiştirildi; Padova Üniversitesi’nde felsefe doktorası yaptı.
Aleksandr’ın diplomasi mesleğine girmesi düşünülmüşse de, doğa bilimleriyle de yakından meşgul olmuş; Fransız Devrimi’nden önceki yıllarda ve Bastille’in alınışını takip eden dönemde eğitimli çevrelerde hâkim olan liberal felsefî ve kozmopolit fikirleri benimsemişti. Ne var ki devrim yıllarının sert gerçekliği, onun bu platonik liberalizmini kısa zamanda söndürdü. İki kardeşinden biri devlet memuru, diğeri ise subaydı. Kendisi de bir müddet devlet hizmetinde bulunduysa da çok geçmeden ayrıldı ve ailesinin isteği üzerine, evlenmemiş kız kardeşleriyle birlikte aile malikânesinin idaresini üstlendi. Kız kardeşleri ise, 1820’li yıllarda Kafkas Savaşı’nda hayatını kaybeden subay ağabeyleri İvan’ın ölümünden sonra, görünüşe göre bütünüyle dinî ibadetlere yönelmişlerdi.
Aleksandr ancak kırk yaşına yaklaştığında aşık oldu; ardından da, çok sayıda talibi bulunan Muravyov ailesinden genç Barbara Aleksandrovna ile evlendi. Barbara, 1811 ile 1824 yılları arasında on bir çocuk dünyaya getirdi. En büyükleri Lyubov (1811) ile Barbara (1812) adlı iki kızlarıydı; onları Mihail (1814), ardından Tatyana (1815) ve Aleksandra (1816) izledi. Daha sonra 1818 ile 1823 yılları arasında beş oğulları daha doğdu; bunların ardından ise iki yaşında ölen bir kız çocukları dünyaya geldi. Bu kalabalık aile, çocukların öğrenim hayatı başlayıncaya, büyük kızların ise evlenmeleri ve içlerinden birinin 1838’deki erken ölümüyle hane küçülünceye kadar zamanının büyük kısmını Pryamuhino’da geçirdi; yalnızca ara sıra Tver ve Moskova’ya gidip geliyorlardı. Anne ile baba ise uzun bir ömür sürdüler. Son yıllarında görme yetisini kaybeden baba 1856’da, anne ise 1864’te öldü.
Bakunin’in gençlik yılları ve aile çevresiyle kurduğu ilişkiler, gelişimi üzerinde şüphesiz derin bir tesir bırakmıştır. Nitekim bunu, 1911 yılında Moskova’da
Russkaya Mysl
(
Rus Düşüncesi
) dergisinde yayımlanan
Mihail Bakunin’in Gençliği
başlıklı kısa hatıratı; A. A. Kornilov’un büyük bir titizlikle yayına hazırladığı mektuplar ve diğer belgeler açıkça göstermektedir. Bakunin daha sonra yetiştiği çevreyi bütünüyle aşmış olsa da, hayatının yönünü tayin eden ilk eğilimler ve saikler hiç şüphesiz burada şekillenmişti. Buna karşılık, hayatına damga vuran büyük dinamizm ile hedeflerinin genişliği ise doğrudan doğruya kendi şahsiyetinden kaynaklanıyordu. Çağının en seçkin fikirlerini ve kazanımlarını büyük bir açıklıkla özümseyebilmesi, bunların iç anlamını kendi kararlı ve gayeden şaşmayan yürüyüşüyle birleştirebilme kabiliyetiyle tamamlanmıştı.
Anne ve babasının evinde karakterini doğrudan biçimlendirecek radikal yahut gerçekçi tesirler bulunmasa da, iç dünyasını derinleştiren güçlü bir hümanist hava mevcuttu. Yaşlı babası, gençlere karşı ihtiyatlı ve muhafazakâr bir tavır sergilese de, Ansiklopedicilerin ve Jean-Jacques Rousseau’nun insanî fikirlerinden derinden etkilenmişti. Mihail’in halalarındaki dindarlık ise, büyük yeğenlerinde dinî bir bağlılıktan ziyade iç dünyalarına yönelen bir hassasiyet ve erişilmesi güç hakikati arama tutkusu hâlini aldı; zamanla bu hakikati dinde değil, felsefede aramaya başladılar. Mihail büyüdükçe kız kardeşleri onu da aynı hakikat arayışının yol arkadaşı ve küçük kardeşleri arasında tartışmasız manevî rehber olarak görmeye başladılar. Çok geçmeden ise bütün kardeşlerinin fikrî ve manevî önderi hâline geldi.
Bu aile çevresi, hakikaten, onun mensup olduğu en ideal topluluk idi; bütün teşkilâtları için bir model teşkil ettiği gibi, insanlık genelinde özgür ve mesut bir hayat tasavvurunun da örneğini sunuyordu. Pek çok insanın serfliğine dayanan bir zeminde …