Fotoğraf: Sevda Karaca, İskender Bayhan
Eylem Nazlıer [email protected]
EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ve Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, İstanbul Gedik Üniversitesinde görev yapan araştırma görevlisi Uğur Eren Yasak’ın akademik görevlerinden uzaklaştırılması, mobbinge maruz bırakılması ve kamu kurumlarına yaptığı şikayetler gerekçe gösterilerek iş sözleşmesinin yenilenmemesini Meclis gündemine taşıdı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Bayhan ve Karaca; mahkeme kararına ve Bakanlığın mobbing tespitine rağmen üniversite yönetimi hakkında etkili bir işlem yapılmamasına tepki gösterdi. Bayhan, yaşananların yalnızca İstanbul Gedik Üniversitesine özgü olmadığını; vakıf üniversitelerinde yaygınlaşan güvencesiz çalışmanın, keyfi görevlendirmelerin, mobbingin ve sözleşme yenilememe yoluyla işten çıkarmaların somut bir örneği olduğunu belirtti.
İstanbul Gedik Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışan Uğur Eren Yasak, bölüm içinde karşılaştığı uygulamalar hakkında üniversite yönetimine yaptığı başvuruların ardından akademik görevlerinden uzaklaştırıldı.
Yasak, farklı bir kampüste bulunan Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığı bünyesinde “mimar” olarak görevlendirildi. Yasak’ın beyanına ve Bayhan’a iletilen belgelere göre kendisine aylarca çalışma odası ve somut bir görev verilmedi; öğrencilerinden ve akademik faaliyetlerinden koparıldı.
EMEP’li milletvekilleri, bu uygulamanın akademik veya idari bir ihtiyaçtan değil, üniversite yönetimine itiraz eden bir akademisyeni yalnızlaştırma ve etkisizleştirme amacından kaynaklandığını ifade etti.
Yasak’ın açtığı dava sonucunda mahkeme, söz konusu görevlendirmeyi “açıkça hukuka aykırı” bularak iptal etti. Üniversitenin karara yaptığı itiraz da reddedildi.
Buna rağmen üniversite yönetimi, E. 2025/575 ve K. 2025/1747 sayılı yargı kararının gereğini 30 günlük yasal süre içinde yerine getirmedi ve Yasak’ı akademik görevine iade etmedi.
Yasak’ın 7 Mart 2025 tarihinde ALO 170 üzerinden yaptığı başvuru üzerine işyerinde teftiş gerçekleştirildi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı İstanbul Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün 29 Ağustos 2025 tarihli yazısında, teftiş sonucunda Yasak’a “mobbing uygulandığı kanaatine varıldığı” açıkça belirtildi. Ancak bu resmi tespite rağmen Yasak yalnızca bireysel yargı yoluna yönlendirildi. Üniversite yönetimine hangi yükümlülüklerin bildirildiği, bu yükümlülüklerin uygulanıp uygulanmadığı ve sorumlu yöneticiler hakkında herhangi bir idari veya disiplin işlemi yürütülüp yürütülmediği açıklanmadı.
Mahkemenin hukuka aykırılık kararına ve Bakanlığın resmi mobbing tespitine rağmen YÖK; üniversitenin eski rektörü Ahmet Kesik, dekan Mehmet Zafer Akdemir ve dönemin bölüm başkanı Özlem Belir hakkında soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar verdi.
Bayhan, YÖK’ün tutumunu şöyle değerlendirdi:
“Ortada görevlendirme işlemini açıkça hukuka aykırı bulan bir mahkeme kararı ve mobbing uygulandığını belgeleyen resmi bir teftiş sonucu var. Buna rağmen YÖK soruşturma açılmasına dahi gerek görmüyor. Bu, basit bir denetim eksikliği değil; üniversite yönetimlerini ve mütevelli heyetlerini sonuçlardan koruyan bilinçli bir cezasızlık siyasetidir.”
Üniversite yönetimi, Yasak’ın iş sözleşmesini 30 Haziran 2026 tarihinde sona erdirdi.
Fesih bildiriminde, Yasak’ın üniversite hakkında kamu kurum ve kuruluşlarına “çok sayıda başvuru ve şikayette bulunması” gerekçeler arasında açıkça gösterildi.
Bayhan, üniversite yönetiminin bu ifadeyle Anayasa’nın 74’üncü maddesinde güvence altına alınan dilekçe, şikayet ve başvuru hakkını kullanan bir akademisyeni cezalandırdığını kendi fesih yazısıyla kayıt altına aldığını vurguladı.
Vakıf üniversitelerinin ilgili düzenlemeler gereği kazanç amacına yönelik olamayacağını ve devletin gözetim ve denetimine tabi olduğunu hatırlatan Bayhan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Vakıf üniversiteleri kağıt üzerinde kamu tüzel kişisi, uygulamada ise patronların şirketi gibi yönetiliyor. Akademisyenlerin, üniversite emekçilerinin ve öğrencilerin karar süreçlerinde söz hakkı bulunmuyor. Bütün yetkinin mütevelli heyetlerinde toplandığı bu antidemokratik yapı; mobbingin, keyfi görevlendirmelerin ve sözleşme yenilememe yoluyla işten çıkarmaların önünü açıyor. Bakanlık ve YÖK ise denetim görevini yerine getirmek yerine her ihlali çalışan ile üniversite yönetimi arasındaki bireysel bir uyuşmazlığa indirgiyor. Böylece vakıf …